Viking Yay ve Okları

Yaylar, çoğunlukla avlanmak maksadıyla kullanılmakla birlikte düşmanını belirli bir mesafeden etkisiz hale getirmek amacı güdülen muharebelerde de kullanılmış bir silahtır. Zira okçular, sıcak temastan 1önce muharebeyi başlatan hamlenin mimarları olarak bilinirler.

Sagalarda yaylar ile ilgili en kayda değer bilgi, Yanık Njall sagasının 77. bölümünde geçen (sağda), Gizurr Hviti liderliğinde Hlíðarendi’deki evine yönelik saldırıyı Gunnar’ın tek koluyla karşılaması sırasında geçmektedir. Gunnar, saldıranlardan biri kirişini (çevirmenin notu: Yayın uçları arasına gerilen sargıya, yani ipe, “kiriş” denir.) kesene dek yayı ile karşı taraftan on kişiyi yaralamış ya da öldürmüştür.

Eyrbyggja sagasının 45. bölümünde anlatılan Vigrafjörður’da gerçekleşen buz üzerindeki savaşta, Þorbrandur’un oğulları buz üzerinde yer alan bir kayanın bulunduğu muhkem bir bölgede savunma pozisyonu almıştır. Steinþór ve adamları, karşılaştıkları yüksek dirençli savunma sebebiyle buz üzerinde sıkıntı yaşayınca, Steinþór ile birlikte olan iki Norveçli, yangın oklarını (fire arrow) atabilecek menzile ulaşmak için buz üzerinde kısa süreli bir koşu yapmış ve işleri Þorbrandur’un oğulları için daha zor bir hale getirmişlerdir.

2Fjord bölgesi günümüzde soldaki fotoğrafta olduğu gibi görünmektedir. Sagaya göre  Godi (yerel bey) Snorri’nin çobanı, savaşı fotoğrafta yer alan dik kayalıklardan izlemiş ve  sonrasında Helfafell’e yardım etmek üzere geri dönmüştür.

Yaylar, deniz savaşlarında da kullanılmıştır. Savaşlarda her iki tarafın tayfaları da ok menziline ulaşır ulaşmaz atış yaparak karşı tarafın güvertesindeki düşmanları temizlemeye ve gemiyi ele geçirmeye çalışmışlardır.

Ólafur Tryggvason sagasının 106-111. bölümlerinde Tryggvason, 1000 yılında Svölður’da vuku bulan ve Kral Ólafur’un öldüğü savaşı anlatmaktadır.3 Sinding’in 19. yüzyılda resmettiği ve bu savaşı konu alan tabloda Kral Ólafur, Örmurinn langi (Uzun Yılan) ismindeki gemisinin güvertesindedir (sağda). Sagada kralın (Ólafur) yayını kullandığını, fakat zaman zaman cirit de attığı ifade edilmiştir.

Kralın yanında olan Einar da güvertededir ve bu savaşta gelmiş geçmiş en iyi atışı yaptığı söylenir.4 Zira Einar, Eiríkur’un okçularından önce Jarl Eiríkur’u hedef alan ve hedefin oldukça yakınından geçen iki atış yapmış, Finn de Einar’ın yayını vuran bir ok atmıştır. Son atışla birlikte Einar’ın yayı kırılmış, Kral Ólafur bunun üzerine “Böylesine gürültülü şekilde çatırdayan da nedir?” diye sormuştur. Einar da “Norveç! Norveç ellerinizden kayıyor efendimiz!” diye cevap vermiştir.

Diğer silahlarla birlikte, yay da gözdağı amaçlı olarak kullanılmıştır. Svölður’da vuku bulan muharebe öncesi, Örmurinn langi’nin güvertesinde bulunan ve Kral Ólafr’ın adamlarından olan Úlfr, Kral’ın emirlerini sorgulamış ve onun bir korkak olduğunu ima ederek “İhtiyaç duyulan bir yöne atış yap Kral!” demiştir. Bunun üzerine Ólafur okunu yayına sürmüş ve Úlfr’a nişan almıştır.

Hemen sol tarafta, replika(ç.n.: Replika: Aslına uygun bir şekilde yapılmış olan.) bir uzun yay görülmektedir.

Viking yayları, büyük çoğunlukla porsuk, dişbudak ve karaağaç türlerinden yapılmış olmakla birlikte ortalama 160 cm. ila 200 cm. arasında uzunluktadırlar. Hedeby’de bulunan bütün bir yay buluntusu porsuk ağacından yapılmış ve 192 cm uzunluktadır.

Ok uçları (ç.n.: Türk okçuluk terminolojisinde “temren” olarak geçer.) 5ise çok farklı şekil ve boyutlardadırlar. 10. yüzyıla tarihlendirilen 6ve Norveç civarında bulunan bazı ok uçlarının eskizleri sol tarafta görülebilir. Bunların en kısası 12 cm. uzunluğundadır. Ok uçlarıyla savaşçı mezarlarında sıklıkla karşılaşıldığı da söylenemez, buna binaen yayların, savaşçılar arasında popüler olmadığı da düşünülebilir. Zira ok uçlarının büyük çoğunluğu yerleşim yerlerinde bulunmuştur ki bu da yayların çoğunlukla avcılık amacıyla kullanıldığını akla getirmektedir.

İzlanda, Reykjavik’de bulunan bir yerleşim yerinde keşfedilen çatallı ok ucu sağ tarafta görülmektedir. Yine Viking dönemine ait yerleşim yerlerinde keşfedilen ve iyi durumda olan ok uçlarının uzunlukları 10 ile 15 cm. arasında değişmektedir.

Ok uçları, şaftın (ç.n.: Okun ahşap kısmına verilen isim.) ortasına açılan bir deliğe geçirilmek üzere tasarlanan bir çeşit kuyruğa sahiptir (ç.n.: Bu tarz ok uçları Türk okçuluk terminolojisinde “iğneli temren” olarak geçer.) ve ip ile zift (reçine) yardımıyla da şafta sabitlenirler. Sağ taraftaki fotoğrafta kuyruk açık bir şekilde görülmektedir. Her ne kadar kanıtlar yetersiz olsa da şaftların ortalama 70 ila 80 cm. uzunluğunda ve yaklaşık 10 mm. çapında olduğu söylenebilir. Ayrıca şaftların, bahsi geçen kuyruk tasarımını mümkün kılabilecek fiziksel özelliklere sahip sert ağaçlardan yapılmış olmaları da yüksek ihtimallidir.

10. yüzyıla ait yayların ortalama çekiş güçleri 90 libre kadardır, etkili menzilleri ise 200 metre7 civarındadır (ç.n.: Elbette 200 metreden nokta atışı yapılmamaktadır. Burada ifade edilen “etkili menzil”, yaydan çıkan okun bir insanı öldürebilecek hızı koruyabildiği mesafedir.). Fakat Ortaçağ İzlanda kaynaklarında farklı değerler yer almaktadır. Örneğin ördrag (ok uçuşu) kelimesi, okun uçuş mesafesini ifade etmekte ve İzlanda kaynaklarında sıklıkla geçmektedir. Ortaçağ İzlanda yasalarını ihtiva eden bir kitap olan Grágás’ta, mahkemenin, bir suçlunun evi merkez alınmak üzere bir ok atışı mesafedeki bütün arazisine el koyma hakkının olduğu ifade edilmiştir. Yine Grágás’ta, buna ek olarak bir ok atışının 200 faðmar (yaklaşık 480 m.) olduğu da belirtilmiştir.

Çok farklı oranlardaki çekiş güçlerine sahip yaylardan anlaşıldığı kadarıyla okçular, kendi güçleri oranında yaylar kullanmışlardır. Svölður’daki muharebede Einar’ın yayı kırılınca kral ona kendi yayını atmış ve onunla devam etmesini söylemiştir. Einar da okunu gezlemiş (ç.n.: Okun arka kısmında yer alan kertiğin kirişe geçirilmesine “ok gezlemek” denir.), fakat alıştığı yayından oldukça zayıf olan yayı gerdiğinde, okun boşaldığını (ç.n.: Yay hafif ise kanatlar gereğinden fazla esner ve ok, çekiş uzunluğu açısından kısa kalarak yayın gövdesinden boşa düşer.) ve kirişin başının arkasına dek uzandığını görerek şaşırmıştır. Bunun üzerine “Çok hafif, Kral’ın yayı çok hafif!” demiş ve elindeki yayı bir kenarı bırakarak kılıcı ve kalkanını kuşanmıştır.9

Eldeki 8buluntular, Viking topraklarında sadece uzun yayların kullanıldığını göstermektedir. Fakat düşük ihtimalle de olsa Vikinglerin, Doğu Avrupa ve Asya’da yaygın olan tersine bükümlü bileşik yayları (recurved composite bow) kullanmış olabilecekleri düşünülebilir. Sol tarafta Doğulu halkların kullandığı tersine bükümlü bileşik yayın eskiz çizimi, sağ tarafta ise aynı tipteki bir yayın orjinaline ait fotoğraf görülmektedir. Genelde bu tarz yaylar ahşap, tendon, boynuz ya  da kemik gibi birden çok materyalin birleştirilmesi ile üretilirler. Tersine bükümlü yaylarda, kurulu olmayan yayın uçları sağ taraftaki fotoğrafta da görüldüğü gibi dışarı doğru kıvrıktır. Sağdaki ve soldaki her iki yay da aynı tarzda olup, yay kurulu olmadığı zaman sağdaki gibi görünmekte, kurulduğunda ise sol taraftaki eskizde görüldüğü gibi tersine bükülmektedir.

Bu tarz yaylar, uzunluklarına göre daha oldukça fazla enerji depolayabilmektedirler. Bu sayede tersine bükümlü yaylar kısa olmasına rağmen, uzun yaylar kadar uzun menzile sahip olmakta, dahası, uzun yayın kullanım açısından problem yarattığı at sırtı ve sık ormanlarda avantaj sağlamaktadırlar. Özellikle bazı tersine bükümlü yaylarda üst kanat (ç.n.: İngilizcede “limb” olarak geçen bu terimi Türkçeye “kanat” yahut “kol” olarak çevirmek mümkündür. En basit tanımıyla yayın esneyen kısımlarına “kanat” adı verilir. Osmanlı ve Safevi terminolojisinde ise bu kısım “sal” olarak adlandırılır.) alt kanattan daha uzun tutulmuş ve at sırtında kullanıma daha uygun hale getirilmiştir (ç.n.: Tersine bükümlü bileşik yay tarzına uygun olmasa da Japon yayları bu tarz tasarıma çok güzel bir örnek olarak incelenebilirler.).

İzlandalılar bu tarz yayları, húnbogi (Hun yayı) olarak adlandırmalarına rağmen kelime, İzlanda sagalarında kişi ismi olarak görülmektedir (Laxdæla sagasındaki Húnbogi Inn Sterki ve yasa sözcüsünün babası olan Húnbogi Þorgilsson isimlerinde görüldüğü gibi). Bu terim, İzlanda sagalarının hiçbirinde bir yay türünü ifade etmemektedir.

13. yüzyıla ait bir talim metodu olan Konungs skuggsjá’da (Kral’ın Aynası), hornbogi (boynuz yayı), at sırtında kullanımı kolay olduğundan süvarilere uygun bir silah olarak tasvir edilmiştir (38. bölüm). Hornbogi, ters bükümlü olması ve yapımında boynuz kullanılması sebebiyle húnbogiyi ima ediyor olabilir.10

Tersine bükümlü yayın kullanımına dair kayıtların izine Yanık Njáll sagasının, 63. bölümünde rastlanmaktadır. Starkaður ve daha kalabalık sayıdaki adamları, Gunnar ile kardeşleri Kolskeggur ve Hjörtur’u pusuya düşürmüştür. Kardeşler, pusucuların on  dördünü öldürürken, kardeşlerden sadece Hjörtur ölmüştür. Çatışma, sağ taraftaki fotoğrafın arkaplanında da görülen Eystrirangá nehrinin kıyısındaki Gunnarssteinn olarak anılan büyük kayanın yakınında gerçekleşmiştir.

19. yüzyılda gerçekleşen erozyon sonucunda Gunnarssteinn’e çok yakın bir bölgede, nehir yatağındaki bazı mezarlar ortaya çıkmıştır. Fotoğrafta, sağ kısımda mezar yerleri, diğer tarafta ise taş boyunca devam eden yol görülmektedir.

11Ortaya çıkan mezarlardan birinde kemikten yapılmış bir yüzük bulunmuştur. Yüzük,  3.8 cm. çapıyla oldukça geniş olup parmağa takılmak için çok büyük, bileklik olmak için ise çok küçüktür. Sol taraftaki fotoğrafta bahsi geçen yüzük görülebilir.

İlginç bir ayrıntı olarak bu yüzük, erkek geyik tasvirleriyle bezelidir. Hjörtur adı da erkek geyik manasına gelmektedir. Bu bilgiler doğrultusunda düşünürsek, yüzüğün sahibi Hjörtur mudur? Dahası Hjörtr’un naaşı, gerçekleşen çatışmanın hemen ardından savaş alanına mı gömülmüştür? Kanıtlar ikna edici olmasa da bu tesadüfler silsilesi oldukça ilgili çekicidir.

Arkeologlar, bu buluntu üzerindeki spekülasyonlara devam etmektedirler, onlara göre bu yüzük, Doğu Avrupalı okçuların ok atarken başparmaklarını taktıkları okçu yüzüğü (ç.n.: Osmanlı ve Safevi okçuluk terminolojisinde bu yüzük “zehgir”, “zihgir”, “zihkir” olarak bilinir.) olabilir. Zira Doğu halklarının kullandıkları tersine bükümlü yayların çekiş ağırlığı genelde 100 pound’un (40 kg.) üzerindedir. Dolayısıyla bu yaylar ancak diğerleri arasında en güçlü olan başparmak ile çekilebilir ve kirişi bir kanca gibi kavrar (ç.n.: Türk okçuluk terminolojisinde bu çekiş tarzına “mandal” ya da “başparmak çekişi” denir.). Parmağı korumak amacıyla da kirişin yüzüğe yaslanması sağlanır (ç.n.: Başparmak, kirişi kavramak için bükülür. Oku serbest bırakmak için başparmağın açılması gerekir. Fakat bu hamle sırasında kiriş, yay gövdesinde depolanan muazzam enerji miktarı ile kendi içinde depolar ve çok gergin bir şekilde başparmağın boğumlu kısmını sıyırarak özgür kalır. Okçu yüzüğü, deri eldiven gibi materyallerin kullanılmasının temel sebeplerinden biri bu sürtünmeyi en aza indirmek ve parmağı korumaktır.). Bu tarzdaki 12yüzükler, Doğu Avrupa ve Asya’da oldukça hacimli bir şekilde araştırılmıştır.

Bütün bu spekülatif argümanları bir araya getirdiğimizde bulunan okçu yüzüğü, Hjörtur’un Doğu tarzı tersine bükümlü yay kullandığını işaret etmektedir, aynı zamanda kardeşi Hunnar da İzlanda’nın en ünlü okçusu olarak bu tarzda yay kullanmış olabilir. Eğer böyleyse, tersine bükümlü yayların Viking çağının Norveç topraklarında bilindiğini ve kullanıldığını düşünebiliriz.

En makul ihtimal, İzlandalıların ve diğer Norveç halklarının bu tarz yayları Doğu Avrupa ve Asyalılar ile gerçekleştirdikleri alışverişler sırasında, ya da Viking çağı süresinde Vareng muhafızları ile birlikte İstanbul sarayı için çalıştıkları sırada getirmiş olduklarıdır. Zira bazı bileşik yay kalıntıları, İsveç’te bir Viking liman kasabası olan Birka’da bulunmuştur.

13Bazı kanıtlar ise bu teori ile çelişmektedir. Sagada Hjörtur’un Gunnar tarafından kendi kalkanı üzerinde evine kadar taşındığı ve oraya gömüldüğünü anlatılmakta, muharebe  meydanı ile ilgili bir şeyler söylenmemektedir. Eğer evden kasıt, Hlíðarendi’deki (solda) Gunnar’ın evi ise, mezarın ve yüzüğün bulunduğu muharebe alanı ile arada kayda değer bir mesafe olduğunu söylemeliyiz.

Buna ek olarak, birden çok modern okçu, bulunan kalıntının okçu yüzüğü olarak adlandırdırılan yüzük olduğuna dair görüşlerini belirtmiş olsalar da, Doğulu halkların kullandıkları okçu yüzükleri, Gunnarssteinn’deki yüzükten oldukça farklı bir şekle sahip olup, farklı özelliklere sahiptirler (ç.n.: Yazar yüksek ihtimalle Osmanlı zihgirlerini kastediyor. Fakat fotoğrafta görülen okçu yüzüğünün yapısal olarak çok benzerlerini Çin’de görmek mümkündür.).

Vikinglerin, tersine bükümlü Doğu yayları kullandığına dair olan sonuçları destekleyici kanıtları yetersiz bulsak da, gelecekte bu teoriyi aydınlığa kavuşturma ihtimali olan yeni buluntular ortaya çıkacaktır.

Çevirmen: Recep Efe Çoban

Kaynak: http://www.hurstwic.org/history/articles/manufacturing/text/viking_bow.htm

Bir Cevap Yazın