İzlanda Günlüğü – 1

Herkese selamlar. Şubat 2018’e kadar, İzlanda Üniversitesi’nde, TÜBİTAK projesi kapsamında akademik çalışmalarımı yürüteceğim. Türk tarihçiliğinde hayli yeni olan ve kendi kürsüsü halen bulunmayan İskandinav Ortaçağı çalışmaları bağlamında bu bir ilk. Ülkemi, İskandinav akademik çevrelerinde bu misyonla temsil etmek hem çok zengin deneyimlere gebe hem de benim için gurur verici. Umarım layıkıyla başarabilirim.

Bu 1 yıl boyunca sizleri İzlanda ve İzlanda’daki (aslında çoğunlukla Reykjavik’teki) hayatım hakkında bilgilendireceğim. İyisiyle, kötüsüyle. Bu değişik ülkeyi, onu yerin dibine batırmadan, ama abartılı yüceltmelerden de kaçınarak, algıladığım biçimiyle ve olabildiğince gerçekçi şekilde anlatmaya niyetliyim. İlk yazımda çok fotoğraf olmayacak. İlerleyen yazılarda ise buradaki yaşamı yansıtan daha çok fotoğraf koyacağım.

Fotoğrafları, derneğimizin instagram sayfasından ve kişisel instagram sayfamdan da takip edebilirsiniz.

 

*   *   *

ÖNCESİ

 

 

33 gün oldu İzlanda’ya ayak basalı. Artık bir şeyler anlatmanın zamanı geldi. Belki geç bile yazıyorum. Bir hafta on gün kalacak turist olsam doludizgin yazardım, eminim. Herkes öyle yapıyor çünkü ve haklılar. Müthiş güzel bir ülke, doğruya doğru. Çok değişik daha doğrusu. Özellikle benim gibi doğma büyüme Egeli birisi için. Buraya gelip de büyülenmemek elde değil. Ama işte, turist ya da gezgin olarak gelirseniz. Ben, malum, TÜBİTAK’ın doktora bursuyla 12 aylığına geldim buraya. Sözleşmeme göre ülke dışına yalnız 7 gün çıkabiliyorum. O da ailevi durumlar, vesaire için. Yani uygulamada, “Git ve kal!” denmiş oluyor. Eh, haklılar da. Erasmus yapmıyoruz neticede. Bunu uzunca anlatmamın nedeni odur ki ben gezgin değilim. Yani sırtımda çanta gezen birisi değilim ya da airbnb evinden kendimi dışarı, şehre atıp sonrasında memleketime dönecek durumda da değilim. Yanisi şu; cennetin ve cehennemin 5. katından bildiriyorum! Hayatta kalma savaşımı bu.

Biraz başa dönelim. Yüksek lisansımı da Kuzeybilimi alanında yaptım ben. O kadar da başa dönmeyeceğim, hızlıca geçiyorum bu kısmı. Yüksek lisans sırasında, Ege Üniversitesi’nin proje desteğiyle 1 aylığına Stockholm’e gittim. Stockholm ve Uppsala’da kaynakları topladım, İskandinavya mikrobunu kaptım ve döndüm. Esasen daha öncesinde de İskandinavya ile tanışıklığım vardır. Amcam neredeyse elli senedir Stockholm’de oturuyordu. Zaten onun evinde kalmıştım gittiğimde. Ama bu seferki başka mevzuydu.

Velhasıl kaynaklar, makaleler, elyazmaları, araştırmalar derken kendimce madeni buldum: İzlanda! Tüm elyazmaları burada (o sırada, “orada”), hocalar, kütüphane burada. Okuduğum, çalıştığım tüm metinlerin kaynak dili Eski Kuzey dili, yani -tam anlamıyla değilse bile- aşağı yukarı bugün konuşulan İzlandaca. Huzur İzlanda! İzlanda’ya gitmeyi kafaya koydum. İşin ucunda Türkiye’de ilk olmak şerefi de var neticede.

İlk girişimim Árni Magnússon Enstitüsü’nün Snorri Sturluson bursuna başvurmak oldu. İki kere başvurdum, ikisinde de bursu kazanamadım. Gideceğim yahu, kararlıyım; bok var çünkü İzlanda’da (cehennemim 5. katına yaklaşıyoruz, biraz sabır). Devlet bursu var, onu da yaş haddinden alamıyorum. Zaten gerçi Türkiye’ye vermiyorlar bile. Hatta Yunanistan bile yok o bursun ülkeler listesinde. Nasıl bir vizyonsa, anlamadım. O arada Egill’in Sagası‘nı çevirdim, akademisyen arkadaşlarımla Viking Araştırmaları Derneği’ni kurdum. Aman burs alalım, kendimizi beğendirelim diye yapmıyoruz bu işleri tabii. Geliştirilmesi gereken bir alan var önümüzde. Neyse, artık neredeyse Viking devleti kuracaktım ki o sıralar, yani doktora sırasında, TÜBİTAK bursu dikkatimi çekti; meşhur 2214-A bursu. Bana meşhur tabii, size değil. Bir gün toplama kampına düşersem numaramı “2214-A” yapmalarını istirham edeceğim. Başvurdum, kazandım.

Hemen araya girip geri döneyim. İzmir’deki İzlanda Fahri Konsolosluğu ile bu tür işleri halledemezsiniz. Bursu kazandıktan sonra sadece tavsiye dinlemek için bile randevu alamadım, ilginç.

Bursu kazandım demiştim değil mi? O aşamayı o kadar hızlı geçmeyelim. TÜBİTAK’tan e-posta geldi, inanamadım. Yeniden okudum, okuttum. Evet, kazanmışım. Lan delircem, kaç yılın hedefi gerçekleşti. Resmen Kızıl Elma ellerimin arasında. Nitekim delirdim de. Başarı sarhoşluğuyla, gafletle, salaklıkla vize başvurusunu geç yaptım. Ha, tabii bu arada darbe dolayısıyla tüm devlet işleri gibi bizim burs da geçici olarak ek incelemeye konu oldu, ama vizeye başvurma demiyor kimse, değil mi aslan kardeşim? Yine de rahatım, şundan dolayı rahatım; evet, bursun geçerliliği 25 Şubat’ta bitiyor, ama Eylül ayında başvurunca yaklaşık altı ay kalıyor, hallolur. İzlanda dahil bütün ülkelerin süreçleri şu şekilde çünkü: “Oturma izinli vize başvuruları en geç iki ay içinde karara bağlanır”.

 

 

Şimdi tam bu noktada benim gafletimden, İzlanda’nın ömür törpüsü göçmen dairesine geçiyoruz. İzlanda Göçmen Dairesi, yani bana vizeyi verecek kurum, tam bir sorun kaynağı. Herkese karşı öylelermiş. Adamın biri Reykjavik Grapevine gazetesine yazı yazmış, kapatsak daha çok işe yarar diye. Ben de zannediyorum ki bunlar örnek İskandinav disipliniyle hemen, yani vaat edilen zaman içinde halledecekler. Süreç Danimarka Başkonsolosluğu üzerinden vekaleten ilerliyor, konsolosluk yardımcı olmaya da çalışıyor, görüyorum; fakat Danimarka n’apsın? Süreci 3. ayda –nedense- sil baştan başlattılar, gönderdiğim belgeleri yeniden ve yeniden istiyorlar göçmen dairesinden; o noktaya kadar geldik. Stres, sinir havada asılı kar tanecikleri gibi oldu artık. Verdiğim posta paralarıyla uçak bileti alınır.

Neyse, yaptık ettik ve sonuç; iki değil, üç değil, beş ay sonra, son hafta ve neredeyse son gün çıktı vize.

TÜBİTAK’tan hemen bileti ayırtıp apar topar, kanun kaçağı gibi bavulları hazırladık. Adnan Menderes Havaalanı’ndaki vizeyle ilgili bir sorunun hallolmasından sonra (olmazsa olmazdı) nihayet Amsterdam üzerinden aktarmayla İzlanda’ya vasıl oldum.

 

Şimdilik bu kadar. Selamlar, sevgiler.

 

 

Sonraki yazılarda:

 

– İzlanda’ya Business Class’ta uçmanın yolu

– Reykjavik’i havadan ilk gördüğümde neler hissettim

– Keflavik Havaalanı’nda yaşadıklarım

– 80 yılın en yoğun kar fırtınası

– Kalacak yer sorunu ve Romanoviç Raskolnikov neden delirdi?

– Thorir’le tanışma

– Kar kar kar, buz buz buz

– Huzur İzlanda?

– “Gefins, Allt Gefins!”

– Hayat kurtarıcı mekanlar

– Reykjavik sokakları

– Yanık Njall’in Sagası gezisi ve meşhur İzlanda doğasıyla tanışmam

– Bilge Saemundur anması ve Milli Mesele

– Üniversite ve kütüphane günlerim

 

Emre Aygün